Korona Döneminde “Koronayak” Olmamak İçin Kaygıyı Yönetmek | EpmaWorld

The Blog

Korona Döneminde “Koronayak” Olmamak İçin Kaygıyı Yönetmek

      Günlük iş yaşamımızda zamanımızı yönetememekten, kendimize ve  özel hayatımıza yetişememekten hepimiz şikayet ederiz. Süresiz iznimiz olsa, bütün gün bize kalsa neler neler yapardık diye düşündüğümüz de olmuştur. Uzun süredir stres eğitimi veren bir eğitmen olarak katılımcıların en çok kişisel gelişim, hobi, eğlence, aile ve arkadaşlara fazla zaman ayıramadıkları için mutlu olmadıklarını duymuşumdur. Yaşamlarındaki tatminsizliğin sebebini buna bağlayanların sayısının çok fazla olduğunu belirtmek isterim.

       Yaşadığımız sıkıntılı dönemde hepimiz evlere kapanmışken zorunluluk hissi yaşıyoruz. Aslında uzun süredir kendimize ve ailemize ayırmadığımız vakti fırsat olarak bile görmekte zorlanıyoruz. Çünkü bu zorunluluk, engellenme hissi ve bu tehdidi yönetememek önce kızgınlığımızı arttırırken sonrasında depresif bir dönem içerisine girmemize sebep oluyor. Bunun nedenini “Kaygı” olarak tanımlayabiliriz. Kaygıyı; K-kendimizde , A- anlamsızca , Y- yarattığımız, G-gereksiz, I-ıstıraplar olarak kendimce açılımını yapabilirim. Yaşadığımız kaygılara; iş kaygısı, geçim kaygısı, sağlık kaygısı, gelecek kaygısını örnek verebiliriz. Bu kaygıları yaşamamızın normal olduğunu ancak  ıstırap çekme halimizin anormal olduğunu kabul etmeliyiz. Aslında gerçek duygumuz “Korku” olmalı. Yaşadığımız bu dönemdeki korku duygusu,  “kesinlik ve netlik ihtiyacımız” giderilmediği için görmediğimiz bir tehditle baş etmeye çalışırken hissettiğimiz çaresizlik hissidir.

      Bu dönemde süreci kabul etmek ilk önceliğimiz olmalı. Kendi emniyet ve güven kalemizin işgal olduğunu düşünmek ve bunu hiç aklımızdan çıkartmayıp,  tv karşısında tüm gün dizi izlemek  ve elimizdeki telefonlardan haberleri takip etmek bu süreci yönetemediğimizin bir göstergesi olabilir. Evdeki yaşamamızı canlandırmak için yeni bir şeyleri denemek, kişisel gelişimimizi arttıracak yeni öğrenme yöntemlerini denemek, ailemizle geçiremediğimiz uzun sürelerin hasretini gidermek, süreçle ilgili komik paylaşımlar ve videolarla eğlenmeye çalışmak gibi örnekleri arttırabilmek için mücadele etmeliyiz.

       Peki Duygusal ve Zihinsel Bağışıklık Sistemimizi Güçlendirmek için başka neler yapabiliriz?

      Amaçsızlık ve isteksizlik halimiz ile evde gün içinde zaman ve mekan kavramını yitiriyoruz. Günler birbirinin aynısı gibi üstümüze üstümüze geliyor. Sanki bilim kurgu filminin içinde gibiyiz. Her gün ne zaman her şey normale dönecek diye sabrımızın azaldığını hissediyoruz. Evde ailemizdeki herkesin aynı duygular içinde olması da ev içindeki gerginliği zaman zaman yükseltiyor. Bunu azaltmak için  evdeki görev ve sorumlulukları dağıtılabiliriz. Öz disiplini devreye koyup depresif veya kızgın hallerimizden çıkmanın yolunu bulmalı ve bunun sorumluluğunu almalıyız. Çözüm olarak gün içinde kaygıların paylaşıldığı anların yaratılmasını örnek olarak verebiliriz.

      Hiçbir duygu, korku gibi utanılacak bir şey değildir. Yaşanılan travmanın travmatik bir hal almaması için duyguların açık ve net bir şekilde paylaşılması gerekir. Hepimiz aynı duyguları yaşarken korkmaktan utanmak da çok anlamsız değil mi? Uzun vadede yaşadığımız bu dönemin olumsuz etkilerini yaşamamak için mutlaka hissedilen duyguları paylaşmalıyız.  Korunmasızlığımızı azaltmak ve güvenlik ihtiyacımızı arttırmak için tehdit algımızda bilinçli ve yeterli olmanın yöntemlerini bulmalıyız. Yönetebildiğimiz şeylerde etki alanımızın olduğunu bilerek umudumuzu arttıracak güzel şeyleri düşünmek için kendimizi zorlamalıyız. Kabul ediyorum, kolay olmayabilir. Ancak kaygının en büyük panzehiri inanmak ve umuttur. Dolayısıyla bu dönemin içinden bir dolu öğrenme, deneyim ve değişimle çıkmak için çeşitli yöntemler deneyebiliriz. Uzun süredir ötelediğimiz zihnimizin çekmecelerini düzenleyebiliriz. Sahip olduğumuz sağlığımızın ve çevremizde sevdiğimiz kişilerin varlığını, özgürlüğümüzün ne kadar önemli olduğunu bunları yaşamasak nasıl anlayabilirdik? İşte bu dönem kıymetini bilmemiz gereken bir sürü şey için şükretme zamanı değil mi?

       Her gün yapmamız gereken iş listeleri, hazırlanacak raporlar ve katılmamız gereken toplantılar içerisinde hepimiz koşturup dururken birden düştüğümüz boşluğa alışmak hiç kolay değil. Üstüne bir de psikolojik olarak kendimizi emniyette hissetmemek ve belirsizlik eklenince hiç bir şey yapmak istemeyebiliriz. Düştüğümüz boşluk hissinin normal olduğunu kabul etmeliyiz. Çünkü yaşam ritmimiz ve düzenimiz değişti. Yeni düzene ve yaşam biçimine alışmamız için değişime ayak uydurmak ve teknoloji iyi kullanmak bu süreci yönetmek için etkili olacaktır.  Buna da alıştığımızı bir süre sonra hepimiz göreceğiz. Çoğumuz ekmek yapmayı, yoga ile rahatlamayı deniyor. Önemli olan yaptığımız şeylerin bizi meşgul etmesi ve keyif vermesi. İş yaşamımızdaki planlama ve organizasyon yeteneğimizi evden çalışma süreçlerine taşımaya çalışmalıyız. Bunun için bazı rutinler oluşturmalıyız. Aynı saatte kalkmak, bilgisayarın başına aynı zamanda geçip çalışmaya başlamak gibi. Ama pijamalarımızla değil. Kendimizi depresif halden çıkartmak için gereken özeni göstermek mutlaka iyi gelecektir. Uzun süredir toparlayamadığımız işlerimizi düzene koymak için bu süreç bir fırsat olabilir. İş arkadaşlarımızla gün içinde konuşmak ve işlerden kopmamaya çalışmalıyız. 

      Korona Virüsü ile ilgili sosyal medya haberlerini   tüm gün anı anına takip etmektense günün belirli saatlerini buna ayırmalıyız. Korona şuan hayatımızın gündeminde olmasına rağmen bunu tüm gün yaşamımızın merkezine koymamak için mutlaka farklı şeylerle meşgul olmalıyız. Yoksa yakın zamanda panik atak ile çoğumuz KORONAYAK olma yolundayız. Korkalım ama panik olmamaya çalışalım. Temkinli olup farkındalığımızı arttıralım ama devamlı konu ile ilgili sohbetlerde bizi geren paylaşımlardan ve kişilerden kaçınmaya çalışalım.

    Ellerimizi, evimizi ve eşyalarımızı temizliyoruz. Dezefenktan ve steril hayatlarımızda fiziksel sağlığımıza dikkat etmeye çalışıyoruz. Ruhsal ve zihinsel temizliğin de bu dönemde gerekli olduğunu düşünüyorum. Kendimizle baş başa kalıp “Duygusal Direnç” ile bu süreci atlatmak en önemli gücümüz olacaktır. Kendimizle olan temasımızı da sabrımızı arttırmalıyız. Bunun için yaşadığımız her duygu için kendimize ve çevremizdekilere şefkat ve hoşgörü gösterebilmek için öncelikle kendimize anlayış göstermeliyiz. Hissettiğimiz duyguları olduğu yerde karşılayıp hepimizin normal olmayan bu durumda anormal olduğumuzu kabul ettiğimizde , normalleşeceğimizi düşünüyorum. Başkaları ile kurduğumuz ilişkileri dijital ortamlarda duygusal temasımız ile arttırmalıyız. Hatta büyüklerimizi, uzun süredir görüşmediğimiz yakınlarımızı merak etmek ve onlara duyarlılık göstermek de unuttuğumuz bir değerken onları hatırlamak hem bize hem onlara iyi gelecektir. Doğa ile kurduğumuz ilişkide ise öğrenecek çok şeyimiz olduğunu hepimiz öğrendik. Doğadaki her türlü canlı ve kaynağa karşı duyarlılığı da öğrenmeye çalışalım.

     “Her şey eskisi gibi olmayacak” düşüncesinde bile öğrenilmiş bir çaresizlik olduğunu düşünüyorum.  Değişim ve dönüşüm sürecinde yeni şeyler olsun ve biz sabretmeyi, hoşgörüyü, sahip olduğumuz şeylerin kıymetini bildiğimiz yeni bizlere dönüşelim.

      İçimizde bir sürü duygusal karmaşa ve yaşadığımız günlerde etkilendiğimiz şeye nasıl tepki verdiğimiz olaya yüklediğimiz anlamla yakından ilişkilidir. Ve bu anlama göre duygularımızı ve düşüncelerimizi belirliyoruz . Belki bu döneme yüklediğimiz anlamı değiştirmeliyiz.

         Hepimizin yüreğine şefkat, hoşgörü ve umut kelebeklerinin konduğu özgürce nefes aldığımız alanların sınırsız olduğu bir döneme bir an önce ulaşmamız dileğiyle,

Dr. Özlen Çetin

TDC Eğitim ve Danışmanlık Şirketi, Kurucu

Maltepe Ünv. İşletme Fakültesi, Öğretim Üyesi

Dr. Özlen Çetin

Leave a Comment

Your email address will not be published.